Ara

ANKSİYETE (KAYGI)



Anksiyete (kaygı), kişinin, yaşadığı veya gözlemlediği bir takım olayların tehlike oluşturabileceğini düşündüğünde, verdiği ruhsal ve bedensel tepkilerin adıdır. Dikkat ederseniz tehlike oluşturabileceğini dedim çünkü tehlikeli bir durum esnasında hissedilen duygu çoğunlukla korku iken, geleceğe yönelik bir tehdit algıladığımızda duyulan his genellikle kaygıdır. Kaygı mutluluk, öfke, üzüntü gibi doğal bir duygudur. Doğal olmasının yanı sıra, hayata tutunmak için de son derecede gereklidir.

Kişi kaygı hissettiğinde, “kötü bir şey olacakmış” gibi düşünür. Kaygı duygusuna fiziksel belirtiler de eşlik edebilir: Kişinin kalp atışlarının hızlanması, nefes alışverişinin artması, mide bulantısı, terleme, kas gerginliğinde artma, ağız kuruluğu gibi belirtiler meydana gelebilir. “Tehlike var” düşüncesini yorumlama farkından dolayı, bireyler kaygıyı hafif tedirginlik ve huzursuzluk duygusundan panik düzeyine varan değişik yoğunlukta yaşayabilirler. Kaygı yoğunlaştıkça, genellikle fizyolojik belirtiler de daha yoğun olarak kendini gösterir. Yani kişi, tehlikeli bir durum varsayımıyla hem fiziksel hem düşünsel hem de ruhsal olarak etkilenebilir.

Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta şudur: kaygı zaman zaman herkes tarafından yaşanan normal bir duygu iken, bu duygunun çok yoğun olması ve süre olarak çok uzaması bir kaygı bozukluğunun işareti edebilir. Kaygı bozukluğu tanısının diğer bir önemli faktörü de, bireyin mesleki, toplumsal ve özel yaşamındaki işlevselliğinin bozulmaya başlamasıdır.

Eğer:

· Kaygınız o durumun normalde yaratacağı kaygıya göre oransız ve aşırı ise, yani etrafınızdaki diğer kişilere göre daha abartı bir tepki ise,

· Başınıza kötü bir şey gelecek kaygısıyla hayatınızı kısıtlanıp, sizde kaygı yaratan şeylerden kaçınmaya başlamışsanız,

· İş ve sosyal hayatınızı olumsuz yönde etkilemekte ise,

· Bu durum sık sık tekrarlıyorsa,

Bir kaygı bozukluğu yaşama ihtimaliniz yükselmiş demektir.

Anksiyete bozukluğuna dönüşmeden, duyduğunuz kaygı ile baş etmek için neler yapılmalı:

1. Kaygı duygusunu başlatan düşünceler olduğuna göre öncelikle bu düşüncenin gerçek olup olmadığını test etmek gerekiyor. Değerlendirme sonrasında eğer gereksiz olduğu sonucuna varılırsa, kaygı otomatikman azalacaktır.

2. Şayet gerçek bir tehdit var ise, o zaman çözüm yollarını düşünmek gerekmektedir.

3. Vücutta yaşanılan fiziksel değişiklikleri, hatta ruhsal durumunuzu gevşeme egzersizi, nefes egzersizi ve meditasyon gibi çalışmalarla düzenleyebilirsiniz.

Kısa süre önce stresle ilgili yazımda vurguladığım noktayı kaygıya uyarlayarak yinelemek istiyorum: hiçbirimiz kaygısız bir yaşam bekleyemeyiz, ama kaygımız anlamlandırmayı ve onu yönetmeyi becerebilirsiniz.

Sevgi ve saygılarımla,

Klinik Psikolog Rahel Layiktez

Anasayfa        Ben Kimim        Medya        Iletişim        Blog

Hizmetlerim

Rahel Layiktez - Tüm haklar saklıdır. 2020